26-04-2021 Recai ŞEYHOĞLU

Önce birinciyi soralım: Diyelim ki bir şair ya da yazar adına kütüphane açtınız. Kütüphanenin tabelasını görünür bir yere, kütüphane binasının dış cephesine mi asarsınız, yoksa minicik bir levha olarak kitapları yerleştirdiğiniz raflardan birinin önüne mi koyarsınız?

İkincisi...

O şair ve yazarın kim olduğunu, okurun internetten araştırıpöğrenmesinimi doğru bulursunuz, yoksa özgeçmişlerini en azından A-4 ölçüsünde kütüphanenin görünür bir yerine yerleştirmeyi mi?

Örnek vermek gerekirse, Milas’ta açtığımız ‘Gülsüm Cengiz Kütüphanesi’nde kendisinin özgeçmişini kütüphanenin bir köşesine astık. Giriş kapısının üstüne de -adına yakışır- koca bir GÜLSÜM CENGİZ KÜTÜPHANESİ tabelası… Sağ olsun Milas Belediye Başkanlığı…

Ayvalık’ta Orhan Kemal ve Sabahattin Ali adına açtığımız ikişer bin kitaplı kütüphanelerimizde de Orhan Kemal ile Sabahattin Ali’nin özgeçmişlerini astığımız gibi, birden fazla fotoğraflarına da yer verdik. Hem tek hem de aile fotoğraflarına…

İstedik ki kütüphaneye giren her kişi, onlar hakkında kolayca bilgi edinebilsin.Bağyüzü ve Beşiktepe köylüsünün internete girip bu iki yazarın yaşamları hakkında bilgi sahibi olmalarını mı bekleseydik yoksa? Üstelik köyde herkesin bilgisayarı yok ki…

Bergama’nın Tepeköy’ünde ise edebiyat tarihi kütüphanesine Öner Yağcı, çocuk kütüphanesine Aziz Nesin,  aydınlanma evinede Feyza Hepçilingirler’in adlarını vermiştik. Her birinin decamlı camekânlıfotoğraflarını ve uzunca özgeçmişlerini özenle yerleştirmiştik. Okur tarafından epeyce biliniyorlar diye özgeçmişe ve fotoğraflarına yer vermese miydik yoksa?

Hangi düşüncenin doğru ya da yanlış olduğu konusunda kesin bir kanıya sahip değilim ama biz adına kütüphane kurulan kişinin özgeçmişinin o kütüphanede bulunmasından yanayız.

Hatta fotoğraflarının bulunmasını da gerekli görenlerdenim.

                                                                                       *

Alman aile, İzmir yakınlarındaki bir turizm beldesine tatile gelmiş.Sabah kahvaltısını havuz başında yaparlarken, dört yaşındaki oğulları dengesini kaybedip havuza düşmüş. Otelin garsonlarından biri hemen suya atlayıp debelenmekte olan çocuğu kurtarmış. Kucağındaki yavrucağı aileye uzattığında ne görsün,  anne ve babanın suratı tahmin edilemeyecek kadar asık…

Bozulmuş tabii…

 Anne baba, garsona bunun nedenini açıklamayı da ihmal etmemişler: “Sağ olun ama yanlış yaptınız. Çocuğumuzun kendini kurtarma çabasına engel oldunuz. Bir süre debelenecek ve kendini kurtaracaktı.  Sonuçta biz de buradayız, boğulmasına seyirci kalacak değildik. Kurtarmakla çocuğa iyilik yapmış olmadınız.”

Garson, şaşkın bir vaziyette mırıldanarak uzaklaşmış oradan.

                                                                                            *

Bunu bir arkadaşım anlattığında inanamamıştım. Nasıl da öfkelenmiştim o Alman aileye… Çünkü bizim ‘koruyucu- kollayıcı’ bir özelliğimiz var toplum olarak. Çocuklar da hep zor durumlarda aileleri tarafından korunup kollanacağına inanıyorlar tabii ki…

Oysa doğru olan, çocukların kendi çabalarıyla bir şeyleri öğrenmeleri… Her şeyi bizden beklememeliler… Kendi ayakları üzerinde durabilmeliler.Eğitimciler bu görüşü savunuyorlar. Bizler paniğe kapılır, bağırır çağırırdık o durumda. Alman aile ise gayet soğukkanlı.

                                                                                       *

Konumuza dönecek olursak…

Adına kütüphane kurulmuş şair- yazarın özgeçmişi ve fotoğrafı o kütüphanede bulunmalı mı, öğrenme işi okura mı bırakılmalı?

Bu konuda, PEN Türkiye Merkezi Başkanlığı yapmış olan, şair- öykücü-denemeci-oyuncu-dramaturg-yönetmen Tarık Günerselşöyle diyor: “Gençken ‘Okura bırakmalı’ derdim ama çoğunluk zahmet etmez kanımca. O bakımdan fotoğraf ile özgeçmiş hem aydınlatıcı olur hem de şükran belirtisi...”

Türkolog-yazar Feyza Hepçilingirler’in yanıtıda şu: “Hangi okura? Adı caddelere verilmiş şair ve yazarların bile kim olduğunu merak etmeyen okura mı?”

Şair-yazar- gazeteci Gülsüm Cengiz’in düşüncesini de aldım: “Kısa bir özgeçmiş ve fotoğrafın kütüphanede bulunmasından yanayım. Okuyan okur kısa da olsa bilgi edinir. Daha fazla bilgi edinmek isteyen kişi internette araştırır ama o her zaman doğru sonuç vermiyor. Sitenin birinde benim olmayan şiirlere rastladım. Bir başkasında da benim şiirim Gülten Akın’ın şiiri olarak yazılmıştı. Hâlâ düzeltemiyorum o sitelerdeki hataları…Tabelaya gelince, içerde yazılması doğru elbette, ama bir bina içindeyse binanın dışında da kütüphaneye ilişkin bir iz, belirti olması iyi olur.”

 Mühendis-besteci-şair Nüket Hürmeriç’e kulak veriyoruz: “Şairin-yazarın adının ve fotoğrafının dış cephede görülür büyüklükte olmasında yarar var. Özgeçmiş çok uzun olmamak kaydıyla görünür bir yerde bulunmalı.  Okuru merak ettirecek kısalıkta olmalı ki ayrıntı için kendisi araştırmaya yönelebilsin.  Çünkü herkesin bilgisayarı/internet bağlantısı olmayabilir.”

Köy okullarına ve semtlere 23 kütüphane kurmuş bibliyofil- araştırmacı yazar Hasan Zeki Sungur’un sözleri de dikkate değer: “Adına kütüphane kurulan kişinin fotoğrafı ve özgeçmişinin kütüphanede bulunması, ona saygının bir ifadesidir. Okur için de bilgilendirme açısından kolaylıktır.Ne var ki belediyelerleortaklaşa yapılan bu kültürel imecede belediye meclisikararının olması zorunluluğu, milli eğitime bağlı bir kurumda ise eğitim yöneticisinin “Milli eğitime soralım,” gibi formaliteler/engellemeler öne sürmesi, hepimizin malumu… Bu konuda doğru olan, yurt içi ve dışındakiörnekleri gözden geçirmek ve incelemek olmalıdır bence.”

Türk Kütüphaneciler Derneği Genel Başkan Yardımcısı- Yazar Aydın İleri de bu konu üzerine düşüncelerini bizimle paylaştı:

“Kütüphane kimin adına açıldıysa o isme ait tabela kütüphanenin yer aldığı yapının dış cephesinde, en görünür yerine asılmalıdır. Bu yetmez tabi... Kütüphaneye yönlendirme tabelası da kütüphanenin açıldığı yerelin birçok yerinde bulunmalıdır. Afiş ya da levha olarak… Bu geleneksel duyuru yöntemleri dışında yeni medya olanakları web sayfası ve sosyal medya hesapları da etkin olarak kullanılmalıdır. Kütüphaneye adı verilen kişinin/kişilerin kısa özgeçmişleri kütüphanenin iç mekânında görünür bir yerde görünür puntolarla yazılmalı, bu özgeçmişlerin yanında mutlaka kütüphanenin adının verildiği kişi ve kişilerin fotoğrafları  dayer almalıdır.”

                                                                                    *

Kitabı, kütüphaneyi, yazarı, şairi sevmenin/sevdirmenin yolu bizim yöntemi tercih etmekten geçiyor bence… Değerbilirlik ve saygı…

Bugüne kadar açtığımız kütüphanelerin tabelalarının büyük ve etkileyici olmasından yana bir politika izledik hep. İzmir’in Konak’ından Bergama’nın Tepeköy’üne 1 x 4 metre ebadında tabela taşıdık. Çünkü o tabelada Aziz Nesin, Feyza Hepçilingirler ve Öner Yağcı’nın adı vardı.

Yaptığımız işin önemsenmesine ilişkin bir politika bu. Bence herkes bu işleri önemsemeli. Kitapların önüne laf olsun kabilinden küçücük bir levhanın konduruluvermesiişbilmezlik değilse de değerbilmezliktir. Hatta saygısızlıktır.

Neden bu konuyu büyüteç altına aldığımıza gelince... Elbette yaşadıklarımız, elbette tanıklıklarımız…   Bugüne kadar 49 kütüphane açmışız.

İzin verin de söyleyeceklerimiz olsun…

 


Bu yazı 573 defa okunmuştur.



Recai ŞEYHOĞLU Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Namaz Vakitleri