11-01-2020 Recai ŞEYHOĞLU

 

Teyze çocuklarım arasında  kendimi ona daha yakın bulurdum.

Esprileri, doğruluğu, asi ruhluluğu, Batı Müziği konusundaki  birikimi, siyasi tercihi, muzipliği ile o bir başkaydı benim için.

EngelbertHumperdinck,  Peter Gordeno, Nada, TomJones, Mary Hopkins, MirelleMathieu, Elvis Presley, Aretha Franklin, Julioİglesias, Frank Sinatra, Richard Harris, TinaTurner  ve o dönemin gruplarını  birlikte dinlediğimiz günleri anımsayınca  hep gözümün önüne geliyor o diskjokeymiş gibi olan tavırları/ mırıldanmaları…

Harikulade bir müzik kulağı vardı.

Slow parçalardan oluşan kasetleri  hep ona yaptırmıştım. Rainbow I loveyou ve MelancholiMan’i az mı söyledik onunla…

O parçaları dinlerken  sadece bir kişi gelir aklıma.  O !

Romantikti, devrimciydi, muzibin önde gideniydi.

Üniversite yılları…  Derste, hocalardan birisi Niyagara Şelalesinin adının nereden geldiğine değinmiş. Gezgin bir Türk gurup şelalenin yanından geçiyormuş. ‘’ Ne yaygara ya ! ‘’ demişler suların güçlü şırıltıları nedeniyle… Bu, zamanla  Niyagara’ya dönüşüp gitmiş.

Yani… Niyagara’nın adını Türkler bulmuş.  Hoca böyle demiş.

Teyzeoğlum durur mu yerinde, ‘’ Yapma ya! ‘’ diye kahkaha atıvermiş.

Diğer öğrenciler suspus dinleyip dururken o dayanamamış belli ki…

Atak, heyecanlı ve ip gibi doğru bir adamdı teyzeoğlum.

Tıpkı babası ve annesi gibi…

Doğruları uğruna  babası, öğretmeni ve arkadaşlarıyla kavgayı göze alacak kadar da cesurdu.

‘’ Hergele herif’ derdim. ‘’ Ben gerçekten hergeleyim oğlum! ‘’ derdi.

                                                                                  *

Annem bana  ‘ ince katibim ‘’ derdi.

Ben ondan  sekiz yaş büyüğüm ama   o da bana hep  ‘’ İnce katibim ‘’ derdi.

Televizyonda  haberleri mi dinliyoruz… Dönüp seslenirdi  bana: ‘’ Sen ne diyorsun ince katibim ? ‘’

Annem, benim bildiğim bütün yeğenlerini severdi. Hem de ne sevme… Kucaklar, her birini bağrına basar, öper, sıkı sıkı sarıp sarmalardı. Zaman zaman düşünmüşümdür. Amca çocuklarını, teyze çocuklarını böylesine aşkla seven  annem, yoksa onların  süt annesi miydi?

Nitekim, yoğun bakımda yattığı günlerde de  başından hiç ayrılmamacasına gibi ilgilendiler annemle. Özellikle de  teyzeoğlumunablası olan  diğer canım kuzenim…

Teyzeoğlum da ablası da  hepRasmus derdi anneme.

Teyze değil de hep ‘ Rasmus ‘dediklerine  alışmışım ya… Onların yanında  benim de ‘ Rasmus’ dediğim oluyordu. Bu, nasıl bir etkilenmişlikse…

Hergele dedim ya…

Arkadaşlarıyla bir toplantıya katılmış bizim oğlan. Konuşmalar yapılmış. Toplantının sonunda ‘’ ant içeriz. ‘’ demiş arkadaşları.

Bizim muzip mi…

Gülerek  ve gür sesle  haykırıyor : ‘’ Süt içeriz ! ‘’

                                                                            *

İnce, uzun, kaşlı gözlü biriydi. Erkek güzeliydi. Hele o ok gibi olan upuzun kirpikleri…

Sonunda, kendisi gibi upuzun boylu, güzeller güzeli bir kızla da evlendi.

Mutlu bir evliliği oldu.

Ne var ki çok uzun sürmedi bu.

Bir trafik kazasında kaybettik onu.

                                                                              *

Bu hikâyenin asıl konusu da zaten bundan sonra başlıyor.

Canım teyzem ‘ annemin yarısı ‘ ya…

Sık sık değilse de yanına uğruyor, özlem gideriyor,eskilerden dem vuruyoruz.

Dedemin ‘ Sarı kız ’ı annem, ‘ Kara kız’ ı da teyzem…

Annem, teyzemi kardeşi gibi değil de  hep kızı gibi koruyup kollamış. Hep bunu söyler teyzem. Bundan olsa gerek ben de  onu çok seviyorum doğrusu. ‘’ Nasılsın bakalım benim küçük teyzem? ‘’  derken onu  hep kucaklayasım gelir.

Söz gümüşse sükut altın dedikodu pırlanta derler ya… Teyzemin bilmediği iştir dedikodu.

 Doğrunun dostudur o.

Peynirciye gidince tatmadan alandır o. Çünkü  iki üç peynir çeşidini tadıp da  almak ona göre arsızlıktır. ‘’ Yazık değil mi satan kişiye ‘’ der.

Zeytin alırken de…

Teyzeme biri yanlış yapmaya görsün. Kızar, eleştirir. O kişi, eşi olmuş babası olmuş farketmez!

Eşini, babasının yanlışlarına karşı savunmuş biridir o.

İkiyüzlülüğe, riyakarlığa, yalana, arsızlığa tahammülü olmayan biridir. Benim canım teyzemdir o.

                                                                               *

Geçen gün gene yanındaydım. Dereden tepeden sözettik.  ‘’ Senem’im geldi geçen hafta. Doğum günüm diye  bana bir şeyler getirmiş. ‘’  dedi.

Senem kim mi ?

Yıllar önce trafik kazasında kaybettiğimiz  sevgiliteyzeoğlumun eşi…

Eşi bulunmaz bir insan…  Değerbilirlikte üstüne yok diyebileceğim biri…

Aradan yıllar geçmiş, hâlâ teyzeme gelir gider,  telefonla halini sorar eder, ‘’ anneciğim ‘’ derken ağzından on anneciğim dökülen bir kadın…

Bizim sevgili gelin kızımız…

Öküz öldü ortaklık bozuldu atasözünü yerle bir eden  ezberbozan bir gelin!

Bayramlarda eski kayınvalidesini ziyaret etmeyi  unutmayan, telefonla  hatırını sormayı ihmal etmeyen, özel günlerde  elinde  küçük bir hediyeyle kapıyı çalan güzeller güzeli bir gelin…

Ölen eşinin annesine saygıda kusur etmeyen, onu kendi öz annesi bilen ve saygısını dün gibi sürdüren eşi bulunmaz bir insan…

Anlat anlat bitiremeyeceğimiz bir  gönüller sultanı…

Masal gibi, sanki biraz abartı gibi diyesiniz gelebilir ama  hiç de öyle değil…

Ne mi diyeceğim?

Gelinimiz, genç yaşta kaybettiğimizteyzeoğlum için acılar yaşadı. Bizler gibi…

Ancak… Yalnızlık Allah’a mahsus derler. O da günün birinde  kendisini anlayan/ anlayışlı/ centilmen bir güzel insanla hayatını birleştirdi

Diyeceksiniz ki bir sayfa kapandı. Teyzem,  onun hayatından çıktı.

Bilemediniz …

Ziyaretler devam etmekte… Telefonlar çalmaya devam ediyor. Sevgi- saygı dünkü gibi sürüyor.

Aklınıza gelebilir, eşi bu duruma ne diyor diye…

İyiler iyileri buluyor.

Eşi de  bu olağanüstü insanlıktan etkileniyor olsa gerek… Eşine daha bir saygı dolu bakıyor. Kim bilir daha da çok sevmeye başlıyor.

                                                                        *

Gelin kaynana  hikâyeleri / çekişmeleri; sadece ülkemizin / Ortadoğunun/ Avrupa’nın /Asya’nın sorunu değil.  Bu, evrensel bir  sorun…

Kıskançlık gibi, yarışma gibi,  sanat gibi…

Her coğrafyada yaşanan bir olgu.

Bizim gelin kızımız, başka bir dünyanın insanı adeta.

Sevgiyi, saygıyı, insanlığı şiirleştiren / heykele- resime dönüştüren türden…

Teyzemi ziyaretten bir gün sonra çalıştığı işyerine  uğradım. Kahvesini içmeye…

İyilik, güzellik ve kitap oldu konularımız.

Eşini henüz görmüş / tanışmış değiliz ama  karşılaştığımızdateyzeoğluma sarıldığım gibi sarılacağımdan/ kucaklayacağımdan kuşkum yok.

Kim bilir, belki de ona  eski ağız alışkanlığıyla  ‘ N’aber koçum? ‘ diyeceğim.


Bu yazı 1706 defa okunmuştur.



Recai ŞEYHOĞLU Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Namaz Vakitleri