13-01-2021 Recai ŞEYHOĞLU

İnkalar, topraklarında İspanyol süvarilerini ilk gördüklerinde atla binicisini tek hayvan sanmışlar.

Kopya deyince aklınıza ne geliyor bilmem… Benim aklıma mı?

Hemen iki kişi geliyor. Kenan Evren ile İhsan Doğramacı…

Susurluk denilince de ayran gelmiyor artık. Abdullah Çatlı, Sedat Bucak…

Bahçelievler denilince, ne Karşıyaka’nın Bahçelievler’i ne çiçek böcek... Faşolar ve katlettikleri 7 TİP’li genç…

Ya yoksulluk ve bağnazlık denilince…

Düne kadar Afganistan, Bengladeş ve Afrika ülkeleriydi ilk akla gelenler… Şimdi sanki bildik bir ülke de var bu listede. Sizce?

Tabii ki oturduğunuz, bulunduğunuz yere göre değişebilir bu algılar…

2002’nin Nisan’ında İstanbul’da 400 daireli bir yapı bittiğinde adı Polat Tower Residance konulmuştu. 42 katlı bu bina dünyanın o gün için en akıllı eviymiş. 31 bin 500 nokta otomasyon sistemi ile kontrol edilmekteymiş. Diyelim ki 400 dairenin birinde su vanasında arıza var, ev sahibi bunu fark etmeden akıllı chipler yoluyla arıza hemen merkez bilgisayara bildiriliyor ve teknik ekip gelip hemen sorunu çözüyor.

Türkiye’de bu evlerden birinde oturuyorsanız ya da Sarayda, bakışınız bir başka oluyor tabii ki.

Mutlu, zengin, huzurlu bir Türkiye!

***

Afyon’un Dazkırı ilçesi kaymakamı Coşkun Hırvalı’nın yıllar önce görevinden alınış nedenini anımsayınca da karşınıza çıkan Türkiye tablosu, Polat Tower’da yaşayanların Türkiye algısı gibi olmuyor tabii ki…

Kaymakam Bey, ilçeye yeni atandığı günlerde sokaklarda yüzünün rengi sarı/ yeşile çalan halsiz gençler görüyor. Merakını yenemeyip hükümet tabibine sorunca öğrenebiliyor gerçeği…

Bu görüntü sadece Kuran Kursuna giden öğrenciler arasında görülmektedir.

Aynı gün bu öğrencilerden birini kaymakamlığa çağırırlar. Doktor, çocuğa pantolonunu ve külotunu çıkarmasını söyleyince çocuk direnç gösterir. Sonuçta çocuk külotunu indirir. Görünen manzara şudur: Çocuk, kendi husyelerini ibrişimle boğarak erkeklik hücrelerini öldürmüştür. Bunu da devam ettiği kuran kursundaki hocanın isteğine bağlı olarak yapmıştır. Çünkü hoca, öğrencilerine sürekli olarak şu düşünceyi aşılamıştır: "Zürriyet, Türkiye’nin doğusunda mubah batısında günahtır. Erkekliğinizi öldürmezseniz ve dediklerimizi yapmazsanız ahrette seccadenizi cehenneme serersiniz."

Kaymakam, Ankara’ya giderek bu korkunç olayı Diyanet İşleri sorumlularına anlatır. Ne var ki bir sonuç alamaz. Konu, Genelkurmaya yansıyınca işin rengi değişir ve Milli Güvenlik Kurulu konuyu gündemine alır.

Askerler, konunun Nurculuk ve Kürtçülükle ilgili olduğunu dile getirirler.

Çünkü "Doğu’da zürriyet mubah Batı’da günahtır." sözü Said-i Nursi’nin öğrencilerinin sloganıdır ve bu Kürtler’in nüfusunu çoğaltmak, Türkler’in ise nüfusunu azaltmak amacını gütmektedir.

Sonuç mu? Dazkırı Kaymakamı başka bir ilçeye tayin edilir.

Bu konuyu ben, 4 Aralık 1965 tarihli Akis Dergisi’nin 598. Sayısında okumuştum.

Aradan yıllar geçti. 10 Kasım 1987’de Necmettin Erbakan Gaziantep’te halka seslendi: "İktidara gelmemiz halinde başörtüsünü milli kıyafet yapacağız. Her ilçeye bir imam hatip okulu açacağız. Kuran kurslarının sayılarını arttıracağız. Lise ve dengi okullarda din derslerinin yanı sıra tefsir ve hadis derslerini de okutarak manevi kalkınmayı sağlayacağız."

Farklı bir örnek…

8 Mayıs 2002 tarihli bir Milliyet haberi:

"Kuran Kursunda Porno Rezaleti  ‘’başlığıyla verilen haberde Niğde’nin Sazlıca Beldesinde emekli komiser Ahmet Ege’nin izinsiz olarak kız öğrenciler için açtığı yatılı kuran kursunda yapılan aramada çok sayıda dini kitap, üzerinde 'İcazete Hoş geldiniz' yazılı pankart, 25 seyyar kürsü ve sehpa ile 7 adet porno içerikli CD ele geçirildiği yer alıyordu.

Kurs görünümlü binada 12- 25 yaşlarındaki kız öğrenciler yatılı eğitim görüyorlarmış.

Porno ve din eğitimi birbirleriyle ilgisi olmayan konular iken yatılı bir kurs merkezinde bu iki konunun iç içe bulunması garip değil mi?

Din adına kimileri bu konuyu kendi düzenleri için mi kullanıyor yoksa…

Kuran Kurslarında okutulduğu söylenen/ yazılan ya şu satırlara ne demeli…

"Ben Muhammed Müslüman ümmetindenim. Türkiye dinsiz, laik bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, Türkiye’yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma dinim/ Allah’ım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim."

Bu metin, Kuran Kursları öğrencilerinin andı oluyor.

Bu andı içen kaç öğrenci kim bilir şimdi hangi mevkide görev yapmakta?

Din, din tacirlerinin elinden kurtarılmadıkça İslam’a da rahat yok!

Suç sadece din tacirlerinde mi?

Biz ne kadar masumuz?

Özgürlüğün en büyük düşmanı zalimler değil aslında… Saray’da oturup milletin halini bilmeyenler değil… Halinden memnun köleler!

Sokaklarda aç sefil dolaşıp da Saray’da yaşayanlar gibi düşünenler…

Geri dönüp baktığımda hep bu manzarayı görüyorum ben.

Yanılıyor muyum diye de meraktayım.

Ne diyorsunuz?


Bu yazı 58 defa okunmuştur.



Recai ŞEYHOĞLU Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Namaz Vakitleri