24-06-2021 Konuk Yazar

Cumhuriyet Okurları ( CUMOK ) Yürütme Başkanlığı yaptığım günlerde, BARO HAN’da yaptığım bir konuşmada İzmir’de neden  İsmail Hakkı Tonguç ‘un adını taşıyan bir okulun bulunmadığından söz etmiş ve ‘’ İzmir’e bu adı taşıyan bir okul kazandıralım.’’ Önerisinde bulunmuştum.

Aradanüç  beşgün geçti geçmedi, mesai saatlerim dışında çaılıştığım/ yöneticiliğini yaptığım Kültür Kitap Sarayı’na dört  konuğum geldi.

Dördü de emekli ilköğretim müfettişiymiş. Süleyman Koyuncu, Nevzat  Aksoy, Mehmet Ali Vural ve Yusuf Balaban.

‘’ O günkü konuşmanız bizi çok etkiledi. O konuyla ilgili görüşmeye geldik.’’

Her biriyle sonraki günlerde  de sık sık görüşmeye başladık.

 Onlarla konuştuğumuz tek konu buydu: ‘ İzmir’e İsmail Hakkı Tonguç İlköğretim Okulu ‘

 Beni de bu çalışmanın sözcüsü ilan ettiler. Sorumluluk yüklediler. Gönlümü almayı da unutmadılar.

‘’ İsim babası sensin! ‘’  diyerek…

Bu isim babalığı mı yoksa Tonguç aşkı mı ne, beni öyle dalbudaksarmıştı  ki o yaz Özdere’de bir otelin müdürlüğü yaptığım günlerde de  Özdere Belediye Başkanının katkılarıyla  çalıştığım otelde de bir panel düzenlemiş, bunun için de bir otobüs dolusu konuğu getirmiştik İzmir’den…

Paneli haliyle ben yönetmiştim. Beni iyi tanımayan İzmir’den gelen emekli müfettişlerden birinin sorusuna hâlâ gülerim:

‘’ Çok gençmişsin evlat. Hangi enstitüden mezun oldun? ‘’

Bir süre geçince, beşimiz birden  bir gün Vali Yardımcısı Ramazan Urgancıoğlu’nu ziyarete gittik. Ramazan Bey ile olan dostluğumu bildikleri için onunla görüşmek istemişlerdi. O günlerin İzmirli öğretmenleri Ramazan Bey’in öğretmen dostu olduğunu biliyorlardı. Benim de özel bir dostluğum vardı onunla. Sık sık yanına gider, eğitim sorunlarıyla ilgili görüşür konuşurduk.

Özel Kalemine bakan Leylifer Hanım da eşimin arkadaşıydı zaten.

Görüşmemizin sonucu şu oldu. T. İş Bankası Konak Şubesi’ne gidip hesap açmak ve ilk bağışçıları olmak… Banka müdürü de Ramazan Bey’in arkadaşıydı. Zamanla biz de dost olduk müdür beyle.

3408-3044201466509Nolu hesabı neredeyse ezberlemiştik o günlerde.

Yıl 1998 idi.

Her şey yolunda gidiyordu. Ben de Cumhuriyet’te  Deniz Som’un köşesinde  gelişmeleri günü gününe  yazıyordum. Bağışta bulunanların isimlerini tek tek yazıp çevremize duyuruyor, heyecan yaratmaya çalışıyorduk.

Bu arada çalıştığım kitabevinin üst katında söyleşiler düzenlemeye başlamış, söyleşilere katılan liseli öğrencilerin  Arapça kökenli sözcükler kullanması halinde  kestiğimiz 25 liralık cezaları da  bu amacımız doğrultusunda İzmir Kız Liseli öğrencilerin ortak kumbarasında biriktirir olmuştuk.

Söyleşilere katılan öğrencilerin büyük bir çoğunluğu kız liseliler ve edebiyat öğretmenleriydi.

Daha başka…

Bir kitap hazırlığına girişmiştim.

TONGUÇ adlı kitabım için Foça Belediye Başkanı Nihat Dirim’den destek istemiş, kendisine  ‘’ Bu kitabın basım giderini siz karşılayın,kitabın  gelirini de İsmail Hakkı Tonguç İlköğretim Okulu Projesi ‘’ne aktaralım demiştik.

Kitap basıldı, İzmir Ticaret Odası’nda kokteyli yapıldı ve bir anda da tükendi.  Sağ olsun o günün başkanları ve duyarlı siyasetçiler… 50’şer, 100’er satıldı kitap…

Okul için hem bağışlar hem de kitabın geliri, maya olmuştu.

Bir başka kitabımın gelirini de buraya aktarmıştık.

Bağışlar günden güne artıyordu.

Zaman içinde il milli eğitim müdürlüğüyle ilişkiler sıklaştırıldı ve bu emekli müfettiş abilerimizin  çabası ve heyecanıyla  Zeytinalanı’nda okulun temelleri atıldı.  O günlerde Filiz Kartal başkanlığında  kurulan Uygar Eğitim Kooperatifi girişimleri ve İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Muhtar Canda ile…

                                                                                   *

İsmail Hakkı Tonguç’un oğlu Dr. Engin Tonguç ile tanışmam o günlerde oldu. Bir röportaj için ricada bulunmuştum.

‘’ Aydınlanma deyince bizim aklımıza hemen babanız geliyor. Oğlu olarak İsmail Hakkı Tonguç sizin için ne anlam ifade ediyor?’’ olmuştu ilk sorum.

Doktor, yazar, İsmail Hakkı Tonguç Belgeliği Vakfı Kurucu Başkanı olarak Engin Tonguç da şöyle yanıt vermişti: ‘’ Geçmişte herhangi bir yakınınız önemli denilebilecek bir iş yapmışsa, onun yaşamdan ayrılmasından sonra geride kalanları tarafından nasıl bir yol izlenmesi gerektiği  sorunu, insanı biraz zorluklarda bırakan bir konu.’’

Bende hayranlık uyandıran az sayıdaki büyüklerimden olan Engin Bey’le  sonraki günlerde de sürdü bu ilişkimiz. Söyleşiyi kitaplaştırıp da kendisine takdim edince gülerek ‘’ Bir kitapta yer alacağımı söylememiştin ama… ‘’ deyişini ve mahcup mahcup kitabı alışını unutamıyorum.

O gün söylediklerini düşündükçe  hâlâ kucaklayasım geliyor onu.

Tevazu, beyefendilik, olgunluk ve bilgiyle dolu bir hekimin söylediklerinden çok etkilenmiştim. 

‘’ İsmail Hakkı Tonguç’un yakını olmam nedeniyle  bana gösterilen ilgi konusunda  zaman zaman bana çok da sıcak gelmeyen yaklaşımlar oluyor. Yani, falancanın yakını diye ilgi gösterildiği zaman bu durum insanı onurlandırmıyor, rahatsız ediyor.

Söyleşi esnasında takılmıştım kendisine: ‘’ Dikkat ediyorum, babam demiyorsunuz. ‘ Yakın ‘ sözcüğünü kullanıyorsunuz.’’

Yanıtı kulağımdan çıkmıyor hiç: ‘’ Lütfen beni bu konuda sıkıştırma Recai Bey! ‘’

Tevazununbu denlisiyle o gün tanışmıştım. Erdal İnönü de aynı Engin Bey gibiymiş. Onu da öğrenmiştim  bahaneyle.

‘’ En önemli özelliği, insanı eğittiği izlenimi vermemesiydi.’’ Derken bir de örnek verdi.

Engin Bey, ilkokulu bitirdikten sonra  ortaokula kaydolacak. Tabii ki babasından bekliyor bunu. Baba Tonguç ise diplomayı oğlunun eline veriyor ve ‘’ Şimdi git, kendini ortaokulakaydettir.’’diyor.

Bir başka anı…

OrtaokuldaAlmanca’dan pek hazzetmiyor. Ev ödevini Almanca bilen babasına yaptırıyor. Üçüncü kez  yardım talebinde bulunduğunda Baba Tonguç kararlı bir şekilde şöyle diyor:

‘’ Yapamam! Muallim Mektebinde ben kendi çabamla öğrendim Almanca’yı. Sen de çalış, öğren! İstemiyorsan o zaman kolay. Herkesin liseyi ya da üniversiteyi okuması şart değil. Sanat okulları var. Gayet güzel… Gider bir sanatkar olursun.’’

Oğlunun meslek seçimine de hiç karışmamış Baba Tonguç. Hastanelerden, hastalıktan, hatta doktorlardan da pek hoşlanmazmış. Ama oğlunun doktor olmak isteğine hiç sesini çıkarmamış.

Oğlunun başarıları karşısında ‘’ Aferin ‘’ gibi tavırlar sergilemediği gibi başarısızlıklarıkarşısında da  sadece ‘’ Senin sorunun! Bildiğin gibi hallet.’ demiş.

Böyle bir babanın kimliğini, neler yaptığını merak etmez mi hiç insan?

Eğitim tarihimize adını altın harflerle yazdırmış olan İsmail Hakkı Tonguç, 23 Haziran 1960 yılında aramızdan ayrılmıştı.

Eğitimde neler başardığını merak edenler için bilgisunar ( internet ) hizmetinizde…

Çünkü, bugün günlerden İSMAİL HAKKI TONGUÇ !

( İSMAİL HAKKI TONGUÇ)


Bu yazı 100 defa okunmuştur.



Konuk Yazar Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Namaz Vakitleri