12-04-2021 Recai ŞEYHOĞLU

                                                        

 

Anneme olan düşkünlüğümü  yakın çevrem ve arkadaşlarım/ tanıdıklarım ve özellikle Bergamalılar iyi bilir. O benim  1 no’lu kraliçemdir.

Bugün onun evlilik yıldönümü…

Amcasının oğlu babam Kazım Şeyhoğlu ile 10 Nisan 1947’de evlenmişler.

Her 10 Nisan benim için unutulmazdır. Hayattalarken  10 Nisan akşamları evlerine gider günlerini kutlardım hep. ‘’ Gençler, gününüz kutlu olsun! ‘’ derdim.

Canlarım benim! Onları öyle özlüyorum ki…

                                                                              *

80’li yılların sonunda öğrendim  ‘ Laiklik ‘le  ilgili ayrıntıları…

90’lı yılların başında da  Aziz Nesin’in söz sahibi olduğu Aydınlık  gazetesi’nde  ‘ 10 Nisan Laiklik Bayramı  Olmalı ‘  başlıklı bir köşe yazım yayımlanmıştı.  ( 10 Nisan 1994 )

Yazımın sonunda demişim ki, ‘’ Çağdaşlığı 10 Nisan 1928’de yakalamıştık. Kulluğa veda etmiştik. 10 Nisan’ın ‘ Laiklik Bayramı ‘  ilan edilmesini öneriyorum.’’

Demek ki o günlerde  henüz ‘ Laiklik Bayramı ‘ olarak kabul görmüş değil…

Laikliğin ne olduğuna gelince…

Din ve vicdan özgürlüğünün güvencesi… Kısaca, aklın özgürlüğü …

Toplumda bütün dini farklılıkları özgürlük, eşitlik ve barış içinde  bir arada  tutabilme özelliği ve birlikte  yaşamın temeli…

Daha başka… Demokrasinin olmazsa  olmazı !

700 yıllık dini monarşiden sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dininin olamayacağını anlatıyor 10 Nisan 1928.

 10 Nisan 1928 ‘’ Türkiye Cumhuriyeti Devletinin dini İslam’dır.’’  maddesinin oybirliğiyle kaldırıldığını anlatan tarih…

Laiklik ilke olarak da anayasamıza ancak 5 Şubat 1937’de girebiliyor.

 Anadolu insanının laiklikle tanışması ve ne olduğunu öğrenebilmesi çok da kolay olmuyor. Laiklik karşıtlarının boş durduğu yok zira…

İşte o günlerden / Kılıç Ali’den bir anı:

‘’  İlk Meclis’te bir gün laiklik konu oluyor. Gazi Mustafa Kemal Paşa,  o günlerin Meclis başkanı.

Meclis’in  tanınmış din adamlarından  ( ya da alimlerinden ) biri kürsüye çıkıp alaycı bir tavırla diyor ki: ‘’ Arkadaşlar bir laikliktir  gidiyor. Affedersiniz ben bu laikliğin manasını anlamıyorum, nedir bu laiklik? ‘’

Mustafa Kemal Paşa dayanamıyor, oturduğu yerden elini kürsüye vurarak yanıt veriyor:

‘’  Adam olmaktır Hocam, adam olmak ! ‘’

Evet…

Laikliğin tanımı konusunda belki de en güzel yanıt  bu. Adam olmak !

 

                                                                            *

O günlerin meclisinde  alaysamalı dille laikliğe karşı duranların  torunu torbası bugün gene aynı şekilde laikliğe karşı yüksek sesle  akıllarından geçenleri dillendiriyorlar / laikliğin kaldırılmasını istiyorlar…  Gerçi, laiklik de kalmadı gitti zaten.

Türkiye’nin  sorunu,  bugün ikinci bir Mustafa Kemal’e sahip olamamasında…

Kararlı, devrimci, radikal kararlara imza atabilen birinin olmamasında…

Laiklik karşıtlarının cüretkarlıkları da zaten burada… Mustafa Kemal’siz bir Türkiye’de yaşıyor olmalarında…

‘’ Laiklik, Adam olmaktır Hocam, adam olmak! ‘’  diyen Mustafa Kemal’e  yıllardır sürdürdükleri  öfke bundan! Marksistlere,  Atatürk’e kızdıkları kadar kızmıyorlar.

                                                                            *

Günümüz dünyasına baktığımızda  gördüğümüz manzara şu:

Şeriatın hükmünü sürdürdüğü topraklarda  kan gövdeyi götürüyor. İslam ülkelerindeki kargaşa ise hiç bitecek gibi görülmüyor…  Üye sayısı 57 olan İslam İşbirliği Örgütü’nün haline bakıldığında tablo şöyle… Arap Birliği Örgütü ile İslam İşbirliği Örgütü’ne  üye ülkelerin hemen hemen hepsinde ‘ ümmetin evlatları ‘ bazen kavga döğüşte bazen de birbirlerini boğazlamakta… Bazıları da kanlı bıçaklı… Suriye, Irak, Libya, Afganistan, Yemen, Somali gibi…

Daha başka…

Laikliğin yaşanmadığı / demokrasinin olmadığı ülkelerdeki hırsızlıklar/ yolsuzluklar/ cinayetler/ soygunlar  ve  sınırsız yalan hürriyeti  neden Japonya’da ya da Avustralya’da yaşanmıyor diye düşünmek gerek.

Neden itaat ve biat  başrol oyuncusudur  laiklik karşıtı ülkelerde? Neden seçim ve demokratik yaşam öngörülmez de  tek adamlık/ sultanlık ve krallık?

Hüsnü Mahalli’nin söyledikleri  ne yalan ne yanlış…

Türk mallarını boykot eden Suudiler… Nerde kaldı İslam kardeşliği ?

Dikkat edin, bu coğrafyaların yöneticilerinin çocukları ve yakınları üniversite eğitimi için ne Medine’yi ne de Cakarta’yı seçiyor. Hepsi,  dinsizlik ve imansızlıkla suçladıkları  laik/ çağdaş demokrasilerin coğrafyalarında kendilerine istikbal arıyorlar. Ne Kabil ne Bağdat ne de  Malezya’da yaşamak istiyorlar. Her birinin kapağı attığı  şehirler Londra, Paris, Californiya, Newyork…

Laiklik karşıtlarının Number One’ı   bile yıllardır Pensilvanya’da… Neden Kuala Kumpur değil de Pensilvanya? Neden dinini Mekke’de yaşamaz  Mr. Pensilvanya? Neden Hıristiyan dünyanın jandarması sahiplenir  sulugözlü  madrabazı?

ABD’nin siyasal dincilere olan aşkı bitmiyor hiç…

9  Nisan 2021 tarihli bir haber…  ‘’ ABD,  Karadeniz’e savaş gemisi çıkarmak için Türkiye’ye bildirimde bulundu.’’

Bu cüretkarlığın altında yatanı iyi tahlil etmek gerek…

Dış politikası her ülkeyle  kavgalı, iç politikası her sese karşı tavırlı, ihale düzeni birkaç yandaşa odaklı, mahkeme kararları    Tek Adam’ın telefonuna bağlı, gazeteciyle / muhalif siyasetçiyle çatışmalı, mafyayla içli dışlı  bir iktidarın coğrafyasında  yaşayan egemenlerin çocuklarının okudukları okullara bir bakın lütfen…

Böyle konuşunca aklıma George Orwell  geliyor. ‘’ Bir toplum gerçeklerden  ne kadar uzaklaşırsa gerçeği söyleyenlerden de o kadar nefret eder.’’

Şeriat isteyenlerin Yaşar Nuri Öztürk ve İlhan Arsel’e  kızgınlıkları bundandı.

Gerçekleri söylemeyegör…

Komediye bakın ki siz bir ilahiyatçı profesör bile  tehditlere dayanamayıp soluğu Almanya’da aldı. Bence  o hocaya kulak vermekte yarar var. Siyasal İslamcıların içyüzünü öğrenmek için…

Hoşgörüden söz edenlerin ülkesinde  namazında niyazında bir milletvekili sabah namazı sırasında paldür küldür  Meclis’ten alınıp götürülmedi mi?.  HDP Milletvekili  olan Ömer Faruk Gergerlioğlu sonraki günlerde ise  evinden polis tarafından ayakkabısının ancak bir tekini giyebildikten sonra gözaltına alınmadı mı? İkinci tekini ise oğlu götürmek zorunda kalmadı mı?

Muhafazakar Meral Akşener, ‘’ Karpuz gibi ikiye bölündük.’’ Diyebiliyorsa  laiklik karşıtlarının ne istediklerini iyi bilmekte sayısız yarar var.

Laiklik karşıtlığı huzursuzluk isteyenlerin işi. Afganistan bunun en açık örneği.

İsviçre, İsveç, Norveç, İrlanda, Finlandiya, İzlanda, Avustralya, Kanada, Danimarka, İspanya, İtalya, Yunanistan, Almanya, Fransa, Portekiz, Yeni Zellanda, Küba, Rusya, Bulgaristan, Makedonya, Arnavutluk ve  adlarını sayamayacağımız  çok sayıda gelişmiş ve huzurlu ülke bugün laiklik sayesinde  farklı milliyetlere ve dinlere bağlı yurttaşlarıyla iç içe yaşıyor. Dinler baskı altında değil ve yurttaşlar özgürce  inançlarını sürdürebilmekteler…

Laiklik harç gibi…

Birleştiren,  güçlendiren…

Vicdanların kelepçelenmediği, inançların özgürce yaşandığı ülkeler yukarıdaki ülkeler..

Laik ülkeler… Demokratik yönetimler…

Ne Tek Adamları var ne kralı ne de sultanları… Demokrasinin toprakları…

Somali için, Afganistan için söyleyebiliyor muyuz bunu ?

Bu toprakların insanının Atatürk’e olan aşkı ve bağlılığı bundan!

                                                                           *

Deseler ki bana, ‘’ Anneni mi yoksa babanı mı çok seviyorsun? ‘’

Hiç düşünmeden ‘ annemi  ‘ derim. Bu  yanıtım  nedeniyle babamın üzüleceğini bilsem de  ‘ annem ‘ derim. Bir televizyon kanalında  ( SKY TV )söyledim de…

Başka bir soru…

Demiş olsalar, ‘’ Laiklik mi annen mi ? ‘’

Bin kere, milyon kere  LAİKLİK !

Bugün 10 Nisan…

Laiklik Bayramı kutlu olsun!

Laiklik mi kaldı be adam diyenlere elbette itiraz edeceğim yok.

Ne yapayım,   laikliğin bendeki yeri annem kadar önemli. Yok edildiğini düşünmek  bile istemiyorum. İçimde hâlâ dipdiri… Anne sevgisi gibi… Evlat sevgisi gibi… Vatan sevgisi gibi…

İçimizdeki laikliği kim yok edebilir ki…

 

 

 

 


Bu yazı 101 defa okunmuştur.



Recai ŞEYHOĞLU Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Namaz Vakitleri