25-11-2019 Zafer BACIOĞLU

                             

 Birçok deli sorularla girmiştim ilk dersime. Öylece bakakaldım karşımda beni merakla süzen gözlere. Tebessüm ettim. Tüm yüzlerde değişen bir şey fark ettim. Ama ne olduğunu anlamadım. Neyse dedim. Matematiğin sihirli dünyasına dalıp konumu anlattığımda görevimi yapmış olmanın mutluluğuyla sınıftan çıktım. O gün sadece iki saat dersim vardı. Huzurluydum. Konuyu çok güzel anlatmış ve başarılı olmuştum. Çocukların yüz ifadeleri bunu söylüyordu. 

  Ertesi günü daha bir özgüvenle girdim sınıfa. Oturun dedim. Ödevleri kontrol ettim. Bir öğrenci ödevini yapmamıştı. Neden yapmadığını da açıklamadı. Çık dışarı dedim. Sınıftan attım. Otoriter bir öğretmen olduğum için kendimle gurur duydum. Sınıfta çıt çıkmıyor, matematiksel kavramlar havada uçuşuyor, sorudan soruyageçiyordum. Ders bitti. Çıkarken bir şey fark ettim. Tüm yüzlerdeki ifade yine değişmişti. Çok başarılı bir ders anlatmıştım ama eksik bir şey vardı. Çocukların emeğime değer vermediklerini fark ettim. Yüzüme bakmadan çıkıyorlardı sınıftan. 

 Sonra öğrendim ki, ödevini yapmayan öğrencinin çok önemli bir mazereti varmış. Ben ona haksızlık yapmışımbilmeden. Matematiği en zor soruların çözüldüğü bir ders olarak görüp, onların yüzlerindeki tebessümü unutturmuşum. O an anladım ki sadece matematik öğretmek öğretmenlik değilmiş. Öğretmenlik öğrencileri anlamak ve onların hayatına dokunabilmekmiş.

Ve ben ilk dersimi anlatırken öğretmenliğe dair en önemli dersimi aldım.

 

*Tüm zor soruların çözüldüğü bir okul ikliminde tebessüm edecek çocuklar yoksa inanın matematik bir işe yaramaz.  

*Haksızlığa uğrayan öğrencilerin olduğu bir okulda ‘’adil olmak’’ öğretilemez. 

*Eğer insan odaklı bir eğitim sisteminiz yoksa erdemli insanlar yetiştirilemez.

*İnsan olmanın en iyi yanlarını yaşam felsefesi yapmadan öğretmen olunamaz

 

Eyvallah 

 


Bu yazı 675 defa okunmuştur.



Zafer BACIOĞLU Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Namaz Vakitleri