14-02-2024 Recai ŞEYHOĞLU

 

YAZAR: RECAİ ŞEYHOĞLU

 

Turgutlulu Döndü Koç kızımız edebiyat fakültesini bitirmiş ama dört yıldır öğretmen olarak ataması yapılmıyor. Karşıyaka / Bahçelievler Pazarı’na gelip ıspanak, yumurta, turpotu vs. satarak geçimini sağlamaya çalışıyor.

Öğretmenlik hayaliyle yanıp tutuşuyor ama yaşamın acı gerçeklerine boyun eğmekten başka bir seçeneği olmadığını da öğrenmiş. Gülmesini unutmuş gibi, mutsuz ve güvensiz.

                                                                                 *

Atanamamış öğretmen adayı mutsuzken televizyondaki orta yaş grubunun sonuna gelmiş 9875 lira emekli maaşı alan abimiz ise halinden çok mutlu görünüyor. Bu parayla geçindiğini, ülkeden memnun olmadığını söyleyenlerin de  .iktirip gitmesini söylüyor  kendisine uzatılan  mikrofona/ kameraya.

Dondurma, kazandibi, köfte, pirzola,  revani, baklava, ciğer, peynir yiyemeyen, sinema ya da tiyatroya gidip bir film / oyun izleyemeyen, yaz tatillerinde 100 kilometre uzağındaki  bir  plaja gidip  yüzüp/ güneşlenemeyen, yurtdışı turlarına katılamayan, ilkbaharda  çevresindeki parklara gidip piknik yapamayan, yakınlarının nişanına ya da düğününe gidip çeyrek altın takamayan, bunun için akrabalarına karşı hep ezik duran, canının istediği penyeyi/ ayakkabıyı alıp giyemeyen, evine badem/ fındık / ceviz gibi çerezleri alıp götüremeyen, ailesiyle bir günden bir güne lokantaya gidip yemek yiyemeyen, evine günlük gazete alıp götüremeyen,  soğuk kış günlerinde evlerinde battaniyeye sarılarak oturan, kılık kıyafetinden gariban olduğu anlaşılan teyzeler ve amcalar sanki anlaşmış gibi her biri kendilerine uzatılan kameralara gül gibi geçindiklerini,  herkesin kafelerde ve lokantalarda yiyip içtiğini, işsizliğin olmadığını, ülkenin bolluk olduğunu söylüyor.

Yoksullar bir tek çikolata yiyemiyorken Meclis’te TBMM logolu çikolatalardan 40 bin kutu satıldığını yazıyor gazeteler.

 

       Bulgur pilavı, makarna ve ekmekle karınlarını doyurup beslendiklerini düşünenler mutlu mu mutlu…  Yatıp kalkıp kendilerini bu hallere düşüren iktidara ve iktidarın başına şükredip duruyorlar.

İktidar sahipleri; yoksullaştırılan ve cahilleştirilen kitlelerin ezan, din, namaz, iman, bayrak nutuklarıyla aldatılacağını öyle güzel biliyorlar ki,  yalanın ve demagojinin içinde yüzercesine  konuşmayı da ihmal etmiyorlar.

Şubat’ın 3’ünde Hatay’da partililerine seslenirken ‘’ Merkezi yönetimle yerel yönetim dayanışma halinde olmazsa o şehre herhangi bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi, şu anda Hatay garip kaldı, Hatay mahzun kaldı.’’ diyerek Hataylılara gözdağı veren Recep Tayyip Erdoğan, 8 gün sonraki Tekirdağ konuşmasında ise ‘’ CHP’nin yaptığı gibi sandığa tıpış tıpış gideceksiniz şeklinde kibirli bir dil olmaz. Bizde oy yoksa hizmet yok deyip milleti açık açık tehdit etmek olmaz! ‘’ diyebiliyor. Kendi kendisini yalanlarcasına… Hem de kendisini dinleyenlerin gözlerinin içine baka baka…

Etle, manda sütüyle, balla börekle beslenen Cumhurbaşkanı, ekmekle/ bulgurla beslenen partilileri tarafından  alkışlanacağını adı gibi biliyor çünkü.

20 sene aynı ceketi giyen / pastanenin kapısından içeri giremeyen Aliler/ Ayşeler; her gün ayrı elbise,  ayakkabı, kravat ve gömlekle gezinenlerin  avukatı olmuş adeta.

                Cumhuriyet’in okullarında laik eğitim gören, her sabah Andımız’ı okuyan milyonlarca insan,  Türkiye Cumhuriyeti tarihinde  ‘’ İslam’ın hayata dair kurallarının bütününü temsil eden şeriata düşmanlık, esasında dinin bizatihi kendisine husumettir. ( 1 Şubat 2024 ) diyerek  şeriatı savunan ilk cumhurbaşkanı olan Erdoğan’ın peşine takılmış durumda.

Savrulmaya /saygısızlığa bakın ki siz, ekranlara çıkan kimi kirli yüzler alenen bu ülkenin kurucusu / kurtarıcısına  pis pis küfredebilmekte… Kimden/ kimlerden cesaret alıyorlar dersiniz?

Güzel ahlak, din, iman diye Diyanetten beslenenler de bunun nankörlük ya da terbiyesizlik  olduğunu söylemiyor.

Nedense din adına konuşan  her türden dinbazın  tarihsel süreç içinde ne sömürüye ne de demokrasi için verdikleri bir mücadeleye tanık olunuyor.

Bu gerçeği anlatan biri var: Victor Hugo! ‘’ Din adamları, ezen sınıfın asalağıdır.’’demiş yıllar önce.

                                                                                    *

Emperyalist saldırganlar yerli Rumların kılavuzluğuyla 2 Haziran 1919 Pazar günü Ödemiş’e girdiklerinde Ödemiş Müftüsü Hacı Hüseyin Efendi ve Rum Papazı, gelen Yunan birliklerini Ödemiş’in çıkışındaki Hacı İbrahimoğlu Bahçesi’nin karşısında karşılayarak işgal komutanına  ‘’ Ödemiş’te talan ve katliam olmaması ‘’  ricasında bulunuyorlar. ( Ödemişçe/ Tarih- kültür ve sanat dergisi- Aralık 2021 )

Müftüyle papazın ricada bulundukları günlerde Ödemiş’in yurtseverleri ‘Yiğit Ordusu ‘ saflarında Kuvayı Milliyeci olarak Yunan kuvvetlerine karşı mücadele vermekte.

Müftünün ya da papazın işgal kuvvetlerine karşı savaşmak varken ricacı olmaları bana hep  o büyük Victor Hugo’yu anlatıyor.

Bugünün Cüppeli ve cüppesiz hocalarıyla televizyon ekranının gediklisi iki kilo sakallı hocalar, dünün  Ödemiş müftüsünden  farklı değildir.

Ne hikmetse hep iktidarsever hep  güçsever oluyorlar!

 

13 Şubat 2024’te Erzincan’ın İliç’indeki  10 milyon metreküp hacimli Çöpler Altın Madeni’nde  meydana gelen toprak kayması faciasında en az 9 işçi göçük altında kaldı. Siyanürlü toprağın Fırat nehrine ulaşmaması için önlemler alındı.

Şu işe bakın ki siz, o gün Erzincan’ın kurtuluş günüydü. Aynı gün bir gazetede de Umut Vakfı’ndan alınan bilgiye göre   ‘ Erzincan, en güvenilir il ‘ haberi yer almıştı.

Toprak kayması haberi bütün televizyonlarda haber olmuşken sosyal medyaya şöyle bir bilgi notu düştü.

 ‘’ İliç’teki Anagold Madencilik, Kanadalı Gold ve Lidya Madencilik kuruluşudur. Lidya Madencilik, Çalık Holding’e aittir CEO’su Berat Albayrak’tır. Anagold’un 7.200.000 Dolar vergi borcu silinmiştir. ÇED Raporu’na onay veren Murat Kurum’dur.’’

Öğrendiğimize göre madenin işletme ruhsatı 2004 yılında alınmış.

Binali Yıldırım, İliç’teki maden sahasını savunurken sol ve sosyalist partiler de  ‘’ AKP, bu ülkenin başına gelmiş en büyük felakettir.’’ dedi.

Gazeteci/ Televizyoncu Uğur Dündar ‘’ Erzincan/ İliç’te altına hücum ederken gözleri kararıp iş ve işçi güvenliğini unutanlar felakete sebep oldular.’’ derken

Kanada’dan ise şok bir açıklama geldi: ‘’ Maden işletmesi Kanada’ya ait değil. Maden, Türk ve Amerikan şirketleri arasında  bir ortak girişimdir.’’

 

Aynı günün bir gazetesinde pis kokular gelen başka bir haber vardı:

‘’Kahramanmaraş’ta milyonluk ihale AKP’ye yakın müteahhit Nazım Coşar’a emanet.

AKP’nin kurucularından eski  Bakan Hüseyin Çelik’in ‘’ Değerli dostum ‘’ dediği Coşar’ın şirketi Leda Yapı, 2011’den bu yana 34 kamu ihalesi aldı. Bu ihalenin 28’i TOKİ’den.’’

Başka ilginç haberler de var.

1 Ocak- 10 Şubat 2024 tarihleri arasındaki yerel seçim döneminde TRT, CHP’ye 25, Recep Tayyip Erdoğan’a 1945 dakika ekran süresi verdi.

‘’ TRT, Saray’ın emrinde ‘’ diyen CHP RTÜK üyesi Tuncay Keser haksız mı?

Muhafazakar iktidar, bunun hak gaspı olduğunu bilmez mi? Hazreti Ömer adaleti bu mudur?

Hakkı - hukuku ve  adaleti  bu duruma düşürenleri gördükçe aklıma hep sınıfımın en yaramaz öğrencisi olan Uysal geliyor gözümün önüne.

 

 


Bu yazı 1151 defa okunmuştur.



Recai ŞEYHOĞLU Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Anketimize Katılın
Henüz anket oluşturulmamış.
Namaz Vakitleri