02-06-2021 Recai ŞEYHOĞLU

                                                          

                                                      ‘ 15 Eylül 1914- 2 Haziran 1970 ‘

Önceki yazılarımda da söz etmiştim aile boyu Orhan Kemal okurluğumuzdan…

Annemle babam da gelmişti öğretmenlik yaptığım Bergama’nı Sarıdere köyüne…

Yemek yapamadığımdan, daha doğrusu akşam sabah hep yumurta yediğimden rahatsızlıklarım olmuştu. O günlerin hükümet tabibi, ‘ Günde 12- 14 yumurta yenir mi hocam? ‘’  deyince, bundan da abimin haberi olunca annemi babamı zorlamış, yanımda kalmalarını istemişti.

Onlar da benimle birlikte Sarıdereli olmuşlardı.

Gündüz ders ve okulun- bahçenin bakımı, çevre köylere öğretmen ziyaretleri, akşam da aile boyu Orhan Kemal okumaları…

Annemi ‘ El Kızı ‘ babamı da ‘ Vukuat Var ‘ çok etkilemişti.

Ben ise ayrım yapmadan her bir romanını yutmaktaydım. Tat almadığım tek bir kitabı olmadı.

Öğle yemeği  sonrası,  zil çalana kadar büyük bir zevkle gene sayfalar arasındaydım.

‘’Akşam olsa da Orhan Kemal’le buluşsam gene ‘’ diye düşündüğüm çok oluyordu.

Neydi beni çeken, neydi beni büyüleyen?

Kahramanlar mı, olaylar mı, dil mi?

Herbiri!

Beni ne Sait Faik ne Sabahattin Ali ne de bir başka romancı etkilemişti bu kadar…

Öyle etkilenmişim ki, teyzeoğlum Levent’e ve arkadaşlarıma mektup yazarken Orhan Kemal dili kullanır olmuştum.

Köy öğretmenliğimden sonra Bergama merkezde geçen yıllarımda da  onun gibi yazmak sevdasına kapılmıştım.

Ve bir gün…

Evet bir gün, soğuk bir kış gecesiydi ve ‘’ Ben de onun gibi yazacağım.’’ der olmuştum.

Bendeki yazma aşkı onunla başlamıştı.

Şu da var ki,  o günlerden  6 - 7 yıl önce okuduğum Sivas Eğitim Enstitüsü günlerinde  yazdığım ‘ Otobüs  Yolcuları ‘  adlı öykümde de ben bu dili kullanmışım meğerse.

Bunu nasıl yorumlamak gerek?

1962-63’e uzanmak gerekiyor.

                                                                                       *

Köprübaşı’nda birinci ve ikinci sınıfı Esen Turan öğretmende okumuştum.

Üçüncü sınıftaki öğretmenim ise babamla dostluğu çok iyi olan, sık sık akşam yemeklerinde evimizde olan Okyar Tan olmuştu. Bana olağanüstü ilgi gösteriyordu. Derste de teneffüslerde de…

Okyar Öğretmenim yanılmıyorsam İzmir/ Gültepeli’ydi.

Yaz tatilinde de mi Köprübaşı’nda kalıyordu bilmiyorum ama bir akşam yemeğine babamla  birlikte çıkageldi.

Elinde bir paket vardı.Uzattı, ‘’ Bak bakalım beğenecek misin? ‘’ dedi.

Heyecanla açtım. ‘ Baba Evi ‘ yazıyordu kitabın üstünde.

Sayfayı çevirdim, o harikulade el yazısıyla da şunları yazmış :

 ‘’ Sevgili öğrencim Recai Şeyhoğlu’na sevgilerimle… Öğretmenin Okyar Tan… 2 Haziran 1963 ‘’

Onun yazısı ve imzası beni öyle etkilemiş ki,  ben de onun gibi el yazısına sahip olmuştum ileriki yıllarda. İmzasını da bugün bile anımsıyorum. İmzam yerine paraf atarken hep Okyar Tan öğretmenimin imzasını atıyorum.

 O kitabı ne zaman okuduğumuise  anımsamıyorum bir türlü.

                                                                             *

 Yıl 1970.

Özel Türkay Koleji’nde yatakhanedeyim.  Öğle vakti… Bir arkadaşım yanıbaşımda öğlen haberlerini dinliyordu.

‘’ Bu sabah ünlü yazarımız Orhan Kemal tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.  Cenazesi yarın Sofya’dan İstanbul’a getirilecek.’’

İrkildim. Adını 7 yıl önce Okyar Öğretmenimden öğrendiğim Orhan Kemal ölmüştü.

Bir süredir Sofya’da tedavi görüyormuş.

Nedense babamı kaybetmişim gibi bir duyguya sahip oldum o gün.

                                                                                   *

2014’ün son ayları…

Annemle konuşuyoruz.  Konu nasıl açıldı anımsamıyorum. ‘’ Orhan Kemal adına bir kütüphane  açalım istiyorum anne.’’ Dedim ve İzmir Büyükşehir, Konak, Karşıyaka, Bornova  ve Buca  Belediyeleriyle görüşmek için  girişimlerde bulundum.

Bu arada Yeni Asır’daki Erkin Usman’la da bu konuyu görüştüm. Zaten yazıp duruyorum gazeteye, bir de bunun haberini yapalım demiştim. O sırada gazetenin genel yayın yönetmeni Şebnem Bursalı ,Erkin abinin odasının kapısında göründü. Erkin abi dürttü: ‘’ Şebnem’e söyle! ‘’ dedi.

‘’ Konu nedir hocam? ‘’ diyen Şebnem Hanım’a ‘’ Orhan Kemal’le ilgili bir konuda bana el vermenizi rica ediyorum.’’dedim.

 ‘ İzmir’e Orhan Kemal Kütüphanesi ‘ adıyla  bir kampanya ve bunun için belediyelerin yardımı… Kitaplar bizdendi. Belediyeler sadece yer verecekti.

Konu buydu.

Hemen telefonuna sarıldı Şebnem Hanım. Aradığı kişiye  ‘’ Recai Bey burada. Onun isteğini yerine getirelim. Kendisiyle görüş,  röportaj yap.’’

Birkaç gün sonra yarım sayfa büyüklükte bir haberimiz çıktı gazetede.

En azından İzmirliler’e amacımızı/ niyetimizi anlatmış olduk.

Ne var ki, yer sorunu nedeniyle hiçbir belediyeden olumlu yanıt alamadım.

Ben de il dışı arayışa girdim o günlerde.  Tanıdığım için Ayvalık Belediye Başkanı Rahmi Gençer’legörüştüm .Gazetede çıkan haberi de gösterdim ve  2 bin kitaplı Orhan Kemal Kütüphanesi için yer istedim.

Sonuçta, 22 Ocak 2015 ‘te Ayvalık’ın en çok bilinen / Kozak Yaylası’ndaki  Bağyüzü Köyü’nde  2050 kitaplı Orhan Kemal Kütüphanesi’ni  Ayvalık protokoluyla  ve köylülerle birlikte açtık.

Çok görkemli bir açılış olmuştu. İstanbul’dan bir televizyon kanalı bile gelmişti açılışa…

O gün kaymakam bey sormuştu: ‘’ Hocam öğrendim ki rafları/ dolapları siz yaptırmışsınız. Kitaplar da sizinmiş. Neden sizin adınız değil de Orhan Kemal? ‘’

Ben de bizdeki Orhan Kemal aşkını anlatmıştım kaymakam beye.

Açılış konuşmaları başlayınca belediye başkanından önce konuşan Kaymakam Bey, konuşmasının hemen başında bu konuşmamıza yer vermiş, konukları ve köylüleri de bilgilendirmişti.

‘’ Hocam, ne güzel bir aşk bu! ‘’ demişti bana da dönerek…

Bana hayran hayran bakışı daha dün gibi gözümün önüne  geliyor.

Bir okurun, kitaplarını okuduğu yazara karşı böyle bir sorumluluk duyması beni çok şaşırttı ve mutlu etti, demişti.

Kütüphaneye de pirinç isimlik olarak Şebnem Bursalı’nın adını çakmıştık.

Gazeteci olarak, emeğin- emekçinin yazarı Orhan Kemal’e olan katkısı nedeniyle…

                                                                                     *

2005 yılı olsa gerek…

Cihangir’de Orhan Kemal’in oğlu Işık Öğütçü’yü ziyaret etmiştim. Babasının o bilinen paltosunu giymiş, şapkasını geçirmiştim kafama.

 Kendisine de ‘’ O sadece senin baban değil, ona göre… ‘’ demiş ve günün birinde Orhan Kemal adına bir kütüphane açacağımızı söylemiştim.

İzmir Kitap Fuarı’ndaki standında kütüphaneyi açtığımızı da söyledim.

Gönlüm, çok isterdi ziyaret etmesini…

Son olarak 2020’nin eylülünde ziyarete gittim Bağyüzü’ne…

Belediyenin köylerden sorumlu olan ilgilisi ve Serkan Bey ile…

Yeni seçilen muhtar, kütüphanenin yerini değiştirmek istediklerini, bunun için de benden izin istediklerini dile getirmişti. Ne yaptılar bilmiyorum.

Bir başka anı…

Yanılmıyorsam 2017 yılıydı…

Sıcak mı sıcak bir yaz günü…

‘’ Öğretmenmişsiniz galiba. Ben de emekli ilköğretim müfettişiyim. Burayı ziyarete gelmiştim. Kardeşim kütüphane toz toprak içinde, kitaplar da dağılmış sağa sola… İlgilensenize…‘’

Orhan Kemal duyacak diye ödüm koptu.

Ya Işık’ın yolu köye düşerse…

                                                                                 *

En azından mutluyum.

Orhan Kemal’in adını bilmeyen var idiyse 2015’ten bu yana öğrendi Bağyüzülüler…

Açtığımız günden aylar sonra belediye başkanı ve konuklara tekrar gittiğimizde en çok kitap okuyan üç öğrenciye armağanlar vermiştik.

Ben, bir kız öğrencimize annemin kol saatini armağan etmiştim. Başkan da laptop armağan etmişti diğer öğrencilere.

En azından onlar okuyordur Orhan Kemal’i…

                                                                               *

2 Haziran 1970’te öldü diyorlar…

Hadi canım sen de!

Benim bildiğim ölümsüzdür Orhan Kemal !

 

 


Bu yazı 493 defa okunmuştur.



Recai ŞEYHOĞLU Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Namaz Vakitleri