23-10-2020 Recai ŞEYHOĞLU

 

'' Bilip de susmak, bilmeden konuşmak kadar kötüdür.'' Eflatun ve Şirazlı Sadi böyle diyor. Bir iki sözcük farkıyla...
25 yıl  kadar önceydi.
Sendika olarak Nazım Hikmet'le ilgili bir program düzenlemiştik. Yönetici arkadaşlar, konuşmacıların belirlenmesi işini bana bırakmışlardı.
Kültür- Sanat  Komisyonunda  çalışmışlığımı biliyorlardı önceden.
Devlet Bakanlığı yapmış olan Yılmaz Karakoyunlu'yu, Türkiye Yazarlar Sendikası İzmir Temsilciliği yönetiminde bulunduğum günlerde tanımıştım. Arada bir de telefonla konuştuğumuz oluyordu.
Marksolog, Marksizmi bilir ya...
Yılmaz Bey de  Nazım Hikmet konusunda biliyorum ki çok yetkin bir isim.
Tabii, bunu bilenler biliyor.
O gün konuşurken öğretmenevinin  salonunda bulunan çok sayıda öğretmen arkadaşım da  öğrendi bunu. Pür dikkat dinlediler, hatta hayran kaldılar.
İşin öncesinde olup bitenler ise bir başkaydı.
ANAP'lı siyasetçinin burada ne işi var?
Konuşacak adam mı yok da bunu buldun?
Anlıyorum ki arkadaşlar, yönetici de olsalar üye de olsalar Yılmaz Karakoyunlu'dan habersizler. Bildikleri tek şey, onun ANAPlı Devlet Bakanı oluşu.
Bir siyasal partinin çizgisini sendikaya taşıma konusunda  canla başla çalışan Başkan ise zaten benimle konuşmuyor. Küs gibi...
Cumhuriyet'e yazmak yerine  onların gazetesine neden yazı göndermediğim konusunda serzenişte  bulunmuş biri... Sanki o gazetenin genel yayın yönetmeni...
Benden hazzetmediğini bilmeyen yok gibi. Yandaşı olan bir diğer yönetici de  bana hesap soran havalarda...
Şu var ki, çoğunluğun bana güveni var ama onlar da maalesef  dilsiz!
Akl-ı selim sahibi emekli bir abimiz de  onların yanında gibi. Beni şaşırtan da o !
Yılmaz Karakoyunlu'nun henüz ne konuştuğu ya da konuşacağı bilinmiyorken  yargılanıyorum. Sıkıştırılıyorum.
Nitekim...
Sırası geldi ve konuşmaya başladı Yılmaz Bey.
Sinek uçsa duyulacak bir sessizlik var salonda. Hem de uzun bir konuşmaydı. Asık suratlı tek bir arkadaş görülmüyor. Herkes mutlu...
Emekli abimizin  bana gülümseyen bakışı...
Bildiğin yolda yürü kardeşim diyenler...
                                                             *
ANAP'lı Yılmaz Karakoyunlu, babamın oğlu değil. ANAP'lı da değilim. Bildiğim tek şey, bu konuda onun yetkinliği... Edebiyatçılığı...
Ezra Pound için çağdaş  şiirin Einstein'ı diyorlar. Ama Mussolini faşizminin rüzgarlarına kendini kaptırmış biriydi.
Yılmaz Bey, solcu değil ama bu konuda bir bilen...
Dinlemeyelim mi?
Necip Fazıl, yalancıydı. Kumarbazdı. Berduştu. Örtülü ödenekten geçinen bir aslaktı. Şiirlerini yok mu sayacağız?
Gibi...
Bilmeden konuşmak çok kötü. Bilip de susmak gibi...
Bunu yaşayarak öğrenmek var. Bir de sezgilerle anlamak/ kavramak.
Biz galiba hep yaşayarak öğrenenlerdeniz.
 

Bu yazı 198 defa okunmuştur.



Recai ŞEYHOĞLU Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Namaz Vakitleri