20-07-2021 Recai ŞEYHOĞLU

                                                

Geç vakitte yediğim günlerde  nedense hep kötü kötü, ürkütücü rüyalar görüyorum.

Eskidenmiş o titreyerek uyandığım ve beni banyoya koşturtan rüyalar…

Şimdi sürekli terliyorum, ürperiyorum ve kaçmaya çalışıyorum rüyalarımda.

Bazen birileri ‘’ Ne demek istedin o sözlerinle?’’ deyip esip gürlüyor, bazen de  balkonun ışıklarını yakıp söndürdüğüm için  ‘’ Yaşına başına yakışıyor mu Allahaşkına? ‘’ diyen komşulara verdiğim yanıtnedeniyle  yaşadığım gerginlikler, zaman zaman da sosyal medya paylaşımları yüzünden kapımı çalan görevlileri gördüğümde yaşadığım korkulu- endişeli ruh hali, iyice psikolojimi bozar oldu.

Bazen de kullandığım otomobilin freninin tutmadığı oluyor rüyalarımda.

Artık  Türkan Şoray  dudaklı kadınları öpemiyorum rüyalarımda. Tam öpmek üzereyken ya kadın geri çekiliyor ya da uyanıveriyorum. Öpmek eylemine bile yabancı kaldım.

Akşamları erken yemem bundan…

Bugünlerde  ise hep Maryam‘laBahman çağırıyor Tahran’dan. Belçika’dan Oktay ‘’ Ne zaman geliyorsun Recai abi? ‘’ diyor.

Uzun uzun onlarla konuşuyorum. Sabah uyandığımda da zinde hissediyorum kendimi. Mutlu rüyalarım nedeniyle…

Son günlerde ise, neyin etkisi bilmiyorum. Uzaklarda bir ülkede yaşıyorum. Yaşamaya başlamışım daha doğrusu…Biraz  Afganistan gibi, biraz Suriye, biraz  İran gibi, insanına yabancılık çekmediğim bir coğrafya… Kitapçı dükkanı çalıştırıyorum.

 Dükkana gelen  kimse ‘’ Hayırlı işler ! ‘’ demiyor burada.

‘’ İnşaatçı gene neler yapmış duydun mu? ‘’ oluyor ilk sözleri.

İnşatçı dedikleri de ülkenin başkanı… Giren çıkan herkes ya Charles Bukowski kitapları soruyor ya da  ÖmerHayyam  kitapları… Nereden öğrendilerse Şair Eşref’in de Farsça ve Arapça’ya çevrilmiş kitaplarını ekmek su gibi alıp okuyorlar. Argo, mizah ve küfrün bulunduğu kitaplar yok satıyor burada.

Buradaki insanların ağzından hiç güzel sözler çıkmıyor dersem mübalağa olmaz. Küfrün alfabesini yazacak kadar ustalıkları var bu konuda.

Kapıdan içeri giren Abdülsamet’in, ‘’ Bu kez yurtdışında başlamış, duydun mu? ‘’  sözüyle ne demek istediğini anlamamış olmalıyım ki, ‘’ Ne yurtdışı ! ‘’ deyivermişim.

‘’ Şimdi de yurtdışında başlamış inşaatlara.’’ Dedi. ‘’ Hımm’’ dedim. Anlamıştım.

Belli ki  başkandansözetmekte…

Üretime yönelik değil de  sürekli  tüketime yönelik/ pazarlaması yapılan evler, gökdelenler, bahçeler, yollar, parklar ve koca koca mağazalar…

Ülke şantiyeye benziyordu. İnşaatın olmadığı  kent yoktu. Hafriyat kamyonları, toz toprak ve çökmüş yollar…

Başkan, çocukluğunda mimar olmak isteyen biri falan da değilmiş aslında. Müteahhit olmak da istememiş. Çevre düzenlemesi konusunda bir eğitim de almamış.

Ondaki inşaat işlerinin tek açıklamasını dükkana gelen bir emlakçı  anlatmıştı bana. Daha doğrusu emlakçıların kralı bilinen birinin şoförü.

‘’ Ortaokul - lise de okumamış bizim başkan ama  Allah için pazarlamadan iyi anlar. Çocukluğunda, gençlik yıllarında  emlak ve oto alım satım işlerinde çalışmış hep. Onun bildiği tek iş, alandan ve satandan komisyon almaktır.’’

‘’ Bakanlığa getirdiği kişilerden yüzde 20 aldığını  duymadın mı sanki? ‘’ dediğinde afallamıştım.

Dünyanın dört bir köşesinde  Emlakları, otelleri ve  altınları olduğu söylenen biriydi  buranın başkanı.

‘’ Gazeteleriniz  bunları yazmıyor ama… ‘ dediğimde  aldığım yanıt ‘’  Bilmiyor gibi konuşma ! ‘’ oldu.

Nereden bilebilirdim ki… Ne bilebilirdim ki…

‘’ Onun en yakın arkadaşları ne yardımcıları ne de televizyonun anlı şanlı meşhur kahramanlarıdır.’’

Ya kimler, deyivermişim.

 ‘’ Özel uçaklarıyla  yurtdışı gezilerine gittiğinde  hep dört müteahhiti taşır. Bir de iki gazetenin sahibini…

 ‘’ Bilmiyor musun sanki? ‘’  demişti.

Doğru ya… Gazeteler nasıl yazsındı ki…

 ‘’ Afrika’nın  kuş uçmaz  kervan geçmez dağlarında, ovalarında  yapılan tüneller, yollar ve köprüler kimin eseri sanıyorsun?’’ dediğinde anlamıştım  gerçeği.

Baba doktor olur da çocuğunun tıp fakültesinde okumasını ister ya…

Anne, konservatuvarda hocadır da çocuklarının  şan ya da opera eğitimi almasını ister ya…

Başkan da tüm çocuklarını pazarlamacı yapmış burada. Fransa ve Almanya’daki üniversitelerde okutarak… Tek bir çocuğu ne doktor ne avukat ne mühendis  ne de sanat eğitimi almış biri…

Ben işime bakıyorum. Çerez gibi Bukowski satıyorum burada.

Uyandığım vakit, akşam haberlerinde bizim başkanın haberlerini dinlediğim vakit canım sıkılmıyor değil…

Aklıma gelenleri dile getirdiğimde  eşimin   hallerini bir göreceksiniz siz…

 

 

 

 

 


Bu yazı 386 defa okunmuştur.



Recai ŞEYHOĞLU Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Namaz Vakitleri