27-06-2021 Recai ŞEYHOĞLU

                 Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı IMG-20210627-WA0005-800x480.jpg                              

Bodrum’a, Marmaris’e, Çeşme, Kaş, Göcek ve Alanya’ya  hayranlığını ballandıra ballandıra  anlatan, hatta yazan çok kişiyle tanıştım/ konuştum. Hayranlıklarının ana ögeleri deniz/ kum ve güneşti.

Bodrum’u anlatırken Cevat Şakir’ e hiç değinmeyen dostlarım da olmadı değil…

Ahmet Ümit de tarihine vurulmuş Bergama’nın ki yeni kitabını Bergama’nın  Asklepion’unda tanıttı.

Safranbolu ve Kula, evleriyle, Silifke yoğurduyla, Mardin, taş evleri ve çok dinli/ çok dilli özelliğiyle,  Antakya, dinlerin ve dillerin huzur içinde yaşadığı bir kent oluşuyla, Maraş, dondurmasıyla, Cide, Rifat Ilgaz’ıyla, Manisa mesiriyle, Konya, Mevlana’sıyla, Ayvalık, upuzun Sarımsaklı kumsalıyla ve mübadele hikayeleriyle biliniyor.

Kentlerin ve kasabaların  tarihi, şairlere esin kaynağı oluyor. Dün olduğu gibi…

Bir kenti kent yapan biraz da şairleri değil mi zaten… Paksoy’un dediği gibi…

İstanbul için şiirler yazan az mıdır? Yaza yaza da bitirebilmiş değiller zaten.

                                                                            *

Falih Rıfkı Atay, Atatürk dönemi anılarını/ Mustafa Kemal’in yaşamını ve kurtuluş savaşını  anlata anlata bitirememişti Çankaya’da.

Ankara’nın Kuvayı Milliye ve Mustafa Kemal olduğunu da bilmeyen yokturama  Falih Rıfkı Atay, yazmayı görev edindi kendine. Kimbilir, belki Ankara aşkı belki Mustafa Kemal aşkı.

Bence her ikisi de…  Her şeyi  LordKinross yazacak değil ya…

                                                                                *

Ozan A.KadirPaksoy da bir Ankara sevdalısı.

Söylediği bir şey var ki herkesçe bilinmeli:

‘’ Ankara’nın ozanı olmak için Ankara’da yaşamak gerekmez. Ankara adıyla özdeşleşen düşünceye sahip çıkıyorsanız; şiirlerinizde, estetiğiniz ve lirizminizle  bu düşünceye dayalı imgelemi yaratabiliyorsanız Ankara’nın ozanısınız.’’

 Nazım Hikmet gibi yani…

Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi, AhmedArif gibi…

‘’ Ben de kendimce Ankara’nın ozanı olmaya çalışıyorum.’’ diyorken,  günün birinde ‘ Ankara’nın ozanı ‘ olarak anılırsa  bunun kendisi için büyük onur olacağını söylüyor.

Ankara’nın İstanbul’a kafa tutuşu çok etkilemiş onu.

‘’ Hatti, Hitit, Frig, Roma, Selçuk, Osmanlı; on bin yıllık Anadolu uygarlıkları zincirine Anka ile Ra’nın birleşerek Türkiye Cumhuriyeti halkasını ekledikleri yerdir Ankara.’’  derken belli ki Ankara’nın tarihi konusunda da  yeterli birikime sahip.

Ne de olsa bir tarihçi Sayın Paksoy. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Tarih bölümünde lisans eğitimi görmüş.

 ‘ Anka ile Ra ‘ şiirini bilenler bilmeyenlere okusun bence.

Ankara’yla ilgili şiirleriyle Ankara aşkını dillendirirken Atatürk Orman Çiftliği Ağıdı ile de  buraya dikilen ‘ bin bilmem kaç odalı ‘   Sultan mekanına değinmeden  de edemiyor.

Ankara ile bu denli çok şiiri hiçbir yerde görmemiştim doğrusu.

‘ Hayatta  BeniEn Çok  Anam Sevdi / Toplu Şiirler 2 ‘  kitabını okumaya başladığımda  gözümün önüne geliverdi ‘’ Aşkım Bergama’m ‘’ adlı kitabım. ( Heyamola Yayınları )

Bergama aşkımı bilenler teklif etmişlerdi o kitabı yazmama.

Aşk böyle bir şey işte!

Adama sevdiği insanı yazdırdığı gibi, aşkla bağlandığı kasabayı/ kenti de yazdırıyor.

Sayın Paksoy’un şiirlerini okurken ne sadece coşuyorsunuz ne de hüzne boğuluyorsunuz. Hepsi var!

‘ Taşları bağlamışlar/ İtleri salmışlar/ Beni yalnız sanıyorlar/ Nerdesin Mustafa Kemal / Nerdesin Mustafa Kemal ‘

Böyle diyor, ‘ 6 Mayıs 1972 Ankara ‘ şiirinde.

Anlıyoruz ki Ankara, doğduğu Malatya toprağından bile daha fazla etkilemiş onu.

Şairliğim olmadığından,  kulağıma hoş gelen  o sesleri doyasıya okumakla yetindim sadece. Keşke  Yusuf Alper olsaydım da ‘  Psikodinamik  Açıdan A. Kadir  Paksoy ‘  kitabı yazabilseydim…

                                                                           *

‘’ A. Kadir Paksoy denilince, herkeste olduğu gibi bende de  adının çevresinde bir atmosfer oluşuyor. A. Kadir Paksoy adı bende,  Kendine özgü şiir iklimiyle, bir şiir tadıyla birlikte çağrışıyor.’’ diye konuşan  ÜmitSarıaslan’dan öğreniyoruz ilk kitabının 1984’te çıktığını. ( Yeditepe Yayınları’ndan)

Şairimiz toplumcu.  Şiirlerinin her dizesinde bunu görüyoruz. Toplumcuyum diye  bas bas  bağırmıyor ama…  ‘’ Dervişçe söylüyor söyleyeceğini.’’ ( Ümit Sarıaslan )

Paksoy’un şu dizeleri de zaten kanıtlıyor bunu:

‘’ benim dizelerim/ şırıltıları gibidir bir derenin/ akarlar/kıskanmadan çağıltılarını / büyük nehirlerin

 A. Kadir Paksoy’un Halk edebiyatımızın zenginliğinden ve çağdaş şiirin verilerinden ustaca  yararlandığını da sözlerine ekliyor  Sayın Sarıaslan.

Behçet Aysan da ‘’ Kadir, bir şair. Estetiğiyle, lirizmiyle, yaratım gücüyle, iklimiyle bir şair.Velut bir şair.’’

Paksoy için tarih öğretmeni diyebilirsiniz. Şair diyebilirsiniz ama o aynı zamanda bir epope yazarı. Bir destan yazarı. Behçet  Aysan’ınbu sözleri annemi anımsatıverdi bana.

Evinde yaz sıcağında kış soğuğunda Bektaşi nefesleriyle, Yunus Emre’yle, Pir Sultan Abdal’la, Kaygusuz Abdal’la günlerini geçiren, elinde şiir kitaplarıyla beni karşılayan o canım annem…

‘’ Sarı kuzum otur sen şöyle de ben sana bir semah dönüvereyim.’’ diyen canım annem…

Semah dönmenin,  daha doğrusu ‘ dönme ‘ sözcüğünün, hiçbir şeyin durmadığını/ ölmediğini / hareket edip değiştiğini sembolize ettiğini ben liseli yıllarımda keşfetmiştim. Abilerimizin önümüze koyduğu diyalektik materyalizmi anlamaya çalıştığım ( ama anlayamadığım ) günlerde…

Yalnızken, sevdiği birileri eve geldiğinde  hemen ayağa kalkıp  aşkla semah dönen  canım annem geldi  hep gözümün önüne Paksoy’un şiirlerini okuyorken.

Sayın Paksoy’un  ‘ Kadir Bey Tarihi- Toplu Şiirler 1 ‘ kitabındaki Hacı Bektaş Destanı’nı anneme okuyuverseydim ben, eminim bana ‘’ Bende kalsın bu ‘’ derdi.

Paksoy’un  şiirleri tam da ona göre…

Sayın Paksoy’u da tanımak için can atardı herhalde. Hatta ve hatta telefonunu bulur konuşurdu  bile. Adım gibi eminim.

Paksoy’un destan yazarlığı, şiirden ve tarih öğretmenliğinden… Biraz da mitolojiye olan ilgisinden  olsa gerek.Ne birazı ? Mitolojiye sayfalar ayırmış.

Hacı Bektaş Destanı’nda  biraz da kendimi mi buldum ne,  üç kez okudum.

Aile boyu,  1972’de Nevşehir’in Hacıbektaş’ında yaşadığımız o yedi gün geldi gözümün önüne.

Gürhan Uçkan,  A. Kadir Paksoy’u değerlendirirken  şöyle diyor: ‘’ A. Kadir Paksoy, benim için üç, hiç yabancısı olmadığım üç şeyin simgesidir. Şiirin, Ankara’nın ve edebiyat dergilerinin…

Şiirin has işçisi, sözcüklerin aman vermez seçicisidir. Ankara’nın öz evladı ve tutkunudur.’’

Paksoy’un Toplu şiirlerini  ( 1-2 ) okuyunca şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Paksoy, şiirleriyle insana ve insandan kaynaklanan sorunlara  dokunan, yazdıklarını zevkle okutan, öğreten, düşündüren, coşturan, hüzne boğan bir şair. Ozan mı desem yoksa…

Ha şair ha ozan… Ne farkeder ki…

İkisi de çok yakışıyor ona.

Güncel konuları bulduğunuz gibi yıllar/ yüzyıllar öncesine de  bir yolculuğa çıkıyorsunuz  dizelerinde…

Döndüm durdum, ‘ Mükemmeli Sevmiyorum ‘, ‘  Her Altı Mayıs’ta ‘, ‘ Kıyımlar ‘, ‘  Ağrı Dağı ‘, ‘ Kadir Bey Tarihi ‘, ‘ Sen Orada Sadece ‘ , ‘ Yaralı Temmuz ‘, ‘  Bir Ceza İstiyorum ‘, ‘ Çığlık ‘, ‘ Şair ‘, ‘ Yanlışlık ‘ , ‘ Merak ‘, ‘ Osmanlı Tarihi ‘  şiirlerini okudum.

Değerbilirlik, dostluk, hüzün, acı, tarih, sevgiyi buldum dizelerde…

Dedim ya… ‘ Dokunan şair Sayın Paksoy ! ‘

 

                                                                                   *

Beşinci ya da altıncı kitabım olsa gerek, Ankara’da bir arayışa girmiştim basımı için. Mustafa Beyköylü ile o günlerde tanışmıştım. Öyle beyefendi biriydi ki, hep saygıyla anıyorum onu.

2002’ de bir trafik kazasında öldüğünü çok sonraları öğrenmiştim.

A. Kadir Paksoy, güncel konularda kalem oynatan bir şairolarak  biliniyor. Yazmaz mı Mustafa Beyköylü’yü?

‘ Güller Ve Mustafa Ağabey ‘ şiirini yazar da nasıl elini sıkmam Paksoy’un…

Eşin- dostun yayıneviydi Güldikeni…

 Günün birinde yolum Ankara’ya düşecek olduğunda  Paksoy’un elini sıkarken bir de Mustafa  Beyköylü  adına sıkacağım. Farz oldu!

Sadece Beyköylü mü?

İlhan Erdost, Uğur Mumcu, Fazıl Say, Thales,  Abdullah Baştürk, Ruhi Su, Güngör Tüzün vb. de çıkıveriyor karşınıza onun dizelerinde.

Kadir, kadirşinas bir ozan…

                                                                             *

Şiir coğrafyamızın sevilen şairlerinden Ataol Behramoğlu, diyorsa ki  A.Kadir Paksoy şiirleri için ‘’ Karşılıklı konuşma ya da bir iç dökme rahatlığında, doğallık ve yalınlıkla yazılmış şiirler... ‘’

Bize düşen o şiirleri okumak ve A. Kadir Paksoy’u daha iyi anlamak, olmalı.

Onun için söylenen şu sözler, her şeyi anlatıyor bence:

‘’ A. Kadir Paksoy, Yunus’un, Aragon’un, Nazım’ın mirasçısıdır.’’

Birileri de eminim ‘’ Paksoy, hümanizmanın şairi! ‘’  diyordur.

Öğretmen ve kütüphaneci olarak derim ki, liseliler/ Türkçe- Edebiyat  okuyanlar  evlerinde illâ A. Kadir Paksoy şiirlerini bulundursunlar. Mitolojiye, sanat tarihine,  yakın tarihimize ilgi duyanlar da…

Öğrenecekleri çok şeyleri bulacakları gibi tat da alacaklar okuduklarından.

 


Bu yazı 600 defa okunmuştur.



Recai ŞEYHOĞLU Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Namaz Vakitleri