05-08-2022 Konuk Yazar

 

Üniversite tercih sürecinde dikkatimi çeken önemli bir izlenimimi paylaşmak istiyorum.

Üniversite adayları; anne babaları, kardeşleri, bazen de yakın akrabaları eşliğinde üniversitelerin tanıtım ve tercih mekânlarını ziyaret ediyorlar. Tercih yapmak için ofisleri ziyaret ediyorlar. Bunu yine bir yere kadar anlayabilirim, bir sosyal destektir der geçerim; fakat üniversite adayı genelde bu aile fotoğrafında sonlarda, isteksiz ve pasif bir şekilde yer alıyor.

Önce baba veya anne çocuklarının ne okuyabileceğini ve ne okuması gerektiğini sorgulamak için öncülük ediyor, ön safta yerlerini alıyorlar. Kendi gerçekleşmemiş hayallerini çocuklarında görmek ve yaşatmak istiyorlar. Bu sizin hayatınız değil. Çocuklarını, aldığı üniversite giriş puanı çıktısı ile tercih masasına yatırmak istiyorlar.

Benim de en çok üzüldüğüm ve takıldığım nokta burası sanırım.

Birincisi, çocukları adına sorgulama yapıyorlar, ikincisi çocukları yerine alınan puan çıktısını odak noktası yapıyorlar, daha da kötüsü kendi talep, beklenti ve yanlışlarını tercih diye dayatmaya çalışıyorlar. İşin daha da vahim yönü; bunu büyük bir ibadet aşkıyla, bütün inanmışlıklarıyla yapmaları… Bu konuda kadın ve erkek üniversite adayı olmak çok fazla fark yaratmıyor. Ailelerin, anne-babaların bu tutumları sorgulandığında hatta tepki de verebiliyorlar. Çocukları için ellerinden geleni yapmanın büyük azim ve gayreti içerisinde olmanın haklı (!) duruşunu sergilediklerini söylüyorlar. Anne baba olarak yapmaları gereken önemli bir sorumluluk olarak görüyorlar. Böyle yapmadıklarında kendilerini kötü hissediyorlar. Çocukları için saçlarını süpürge etmenin böyle bir şey olması gerektiğini düşünüyorlar. Bundan farklı davranmayı ebeveynlik görevlerini yerine getirememek olarak değerlendiriyorlar.

Tüm bunları yazarken, anne-baba olmak, sosyal baskılar, çocukların ekonomik olarak bağımsız olmamaları, sınav sonuçları, ekonomik zorluklar, daha önce yaşanılan başarısızlıklar (!) aklımın bir köşesinde bulunmuyor değil. Bunların hiçbiri bu süreçte çocuklarımızdan bir adım önde olmayı haklı kılamaz.

Yeter artık. Ne olur düşelim çocuklarımızın yakasından. En azından bu süreçte doğru bir duruş ve tutum sergileyerek daha önceki, onların adına hayatı yaşamak gibi yanlışları bir nebze telafi etmeye çalışalım. Bu zamana kadar kısmen kendinizi haklı kılacak durumların olabileceğini düşünmenize diyecek bir şeyim yok. Çocuklarınız için bundan sonra hayat daha farklı. Şimdi gerçekten kendi ayakları üzerinde durmaları gerekiyor. Kendi kararlarını kendileri vermeleri gerekiyor. Hayatlarının önemli bir kısmının kendi kontrollerinde olduğunu düşünmeleri gerekiyor. Hayatın bundan sonraki zorluklarına deneyim biriktirmeleri gerekiyor. Yetişkinliğe daha emin adımlarla giriş yaparak, “Ben, gerçekten bir yetişkin olabilirim” diyebilmelerinin tam zamanı. Bırakın yüreklerine düşen bu düşünce onları yüceltsin.

Bu sürecin mimarı, mühendisi, planlamacısı, baş aktörü çocukların kendileri olmalıdır ve kendilerine de öyle hissettirilmelidir. Bunu söylerken bir taraftan da sizi, anne-babaları düşünüyorum. Kendi hayatınızı etkin yaşamaktan mahrum kalıyorsunuz. Aile içi diğer ilişkilerinizi geliştirmeye zaman ayıramıyorsunuz. Eşler olarak birlikte nitelikli zaman geçirmekten alıkonuluyorsunuz. Kısaca boş yere yaşam kalitenizden ödün veriyorsunuz. Bu konudaki haklı (!) gerekçelerinizi çürütmüş olmaktan dolayı üzgünüm, özür dilerim. Fakat karşı karşıya olduğumuz durum tam da böyle bir şey.

Ne yapabilirim? Evet. Çocuklarınıza yol vermenin tam zamanı. Bırakın kendi hayatlarını kendi düşünme, planlama, harekete geçme ve sorumluluğunu alma zahmetine katlansınlar. Kendilerini daha iyi tanısınlar. Sınırlarını öğrensinler. Sahip oldukları güçlü ve zayıf yönleri görsünler. “Bu hayat benim” desinler. Sizleri de hayatlarının içinde, yanı başlarında büyük bir güç olarak hissetsinler. Hayatlarının tepesinde değil. Ve kendilerini gerçek anlamda güvende hissetsinler. Evet.. Yol verin anne babalar. Gerçek aktörler iş başında. Onlar bugünün gençleri yarının yetişkinleri olacak. Kanat takın bedenlerine ve ruhlarıyla uçsunlar özgürlüğe. Velhasıl kendi olup kendi gibi yaşayıp kendi gibi tamamlasınlar kelebek ömürlerini. Kalın Sağlıcakla...

Yazan: Uzman Klinik Psikolog Kemal Hilmi Çelebi.


Bu yazı 34 defa okunmuştur.



Konuk Yazar Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Namaz Vakitleri