04-10-2020 Konuk Yazar

Açmak üzere olduğunuz bir hediye paketine benzer yolculuk. İçinden hep beklediğiniz şeylerin çıkacağını hayal ederek alıp başınızı gitmek istersiniz. Ya yeni yerler keşfetmek, başka yüzler tanımak, hayatınıza farklı alışkanlıklar katmak ya da memleketinizle, ailenizle, akrabalarınızla birlikte olmak için çıkarsınız yola.

           Aslında gittiğiniz yerin bir önemi yoktur. Çevrenizden uzaklaşmak, içinizde biriktirdiklerinizi biraz olsun unutmak, huzur bulmak için yolda olmanız yeterlidir. Dağları, dereleri, evleri, şehirleri veya ülkeleri geçeriz. Telaş içinde hep bir yerlere koşuşturmak, bir şeylere yetişmeye çalışmak gibi dertlerinizi arkanızda bıraktığınız için yollarda hayatınızı sorgulamaya başlar, yeni planlar yapıp, geri döndüğünüzde bunları uygulamak için kendi kendinize sözler verirsiniz. Fotoğraflar, videolar çekip, insanları idare etmekten yorulan zihninizi dinlendirerek mutlu olursunuz.

           Ama sonunda bilirsiniz ki, sizi bekleyen bir eviniz vardır geride. Yolculuğa çıkarken nasıl heyecan duyduysanız, eve dönem vakti geldiğinde de aynı heyecanı hissedersiniz. Bu yüzdendir ki, içeri adımızı atıp, kendinizi koltuğunuza bıraktığınızda söylediğiniz “evim evim güzel evim” ilk cümleniz olur.

           Oysa bir daha eve ne zaman döneceğini bilmeden çıkılan yolculuklar vardır. İşini, ailesini, kurulu düzenini, arkadaşlarını, sevgilisini geride bırakmak zorunda kalınarak çıkılan yolculuklar…İklimini, toprağını, huyunu suyunu bilmediğiniz yerlere. Bir elinizde sadece küçük bir valiz diğer elinizde ise bir gün geri dönebilme umuduyla sıkı sıkı tuttuğunuz yarım kalan hikayeniz.

Yol boyunca karşılaştığınız tehlikelerle, içinizde büyüyen korku ve endişe, bir belirsizliğe, kahramanı olmak istemediğiniz bir korku filminin içine doğru yavaş yavaş sürüklendiğinizi hissettirir size. Bu duygularla baş etmeye çalışmak, değişen şartlara ayak uydurabilmek, çaresizliğin bin bir tonuyla mücadele ederken, yola beraber çıktığınız insanları kaybetmek her ne kadar sizin hayatla bağlarınızı zayıflatsa da, her şeye rağmen içinizde yaşatmaya çalıştığınız umutlarınız, ayakta kalmanızı sağlayan tek varlığınız olur.

 

 

 

 

 

 

           Hayatınızı yeniden kendiniz için anlamlı kılmak ve iyi kötü bir düzene kavuşturmak; güvenli bir yere ulaşıp da bu kabustan kurtulduktan sonra uğraşacağınız yeni sorunlarınızdır artık.

Dolaştığınız sokakları, caddeleri geldiğiniz yerlere benzettiğiniz, karşılaştığınız her insanda tanıdık bir yüz aradığınız o ilk zamanlar canlı ve sıcak kalan anılarınız, hiçbir şeyin artık geri gelmeyeceğini anladığınız andan itibaren gün geçtikçe yerini umutlarınızla birlikte kocaman bir boşluğa bırakarak giderler. Büyük okyanusların dibi gibi zaman zaman sizi içine çeken derin yalnızlıklarınızdır artık onlar.

              Yabancısı olduğunuz gökyüzünün altında, yabancı kalabalıklara, caddelere, sokaklara, duygulara, düşüncelere karışarak ruhunuzda oluşan çiziklerin bıraktığı izlerle yaşamaya nefes almaya devam edersiniz.

               Birbirini tanımadan, acısına dokunmadan, aynı topraklar ve yollarda yan yana yaşayan iki farklı hayat, bizim hikayemiz… 

(Meryem KOLİK-Mecidiyeköy İsmek)


Bu yazı 136 defa okunmuştur.



Konuk Yazar Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Namaz Vakitleri